Arama
      Tarihte Türk-Ermeni İlişkileri

Kategori: Olaylar | Yazan: Editor | Okunma Sayısı: 5386 | 06 Haziran 2009, Cumartesi Yazdır

Türk - Ermeni işikileri 19. YY başlarına kadar olumlu bir süreç içerisinde ilerlemekteydi. Hatta bu uyumdan dolayı kendilerine Millet-i Sadıka (Sadık Millet) dahi denmişti. Ancak bu ünvan devletlerine ihanet etmeleriye kara bir lekeye dönüşecekti.


       Ermeniler, milattan önceki devirlerden başlayarak, tarih içerisinde Makedonyalılar, Selevkiler, Partlar, Romalılar, Persler, Sasaniler ve Araplara bağlı krallıklar olarak yaşamışlardır.

      Bizans İmparatorluğu  zamanında sürekli baskı, şiddet ve kötü uygulamalara maruz kalan Ermeniler, zorla Rumlaştırma ve Ortodoklaştırma politikasına uğramıştır. Bizanslılar, 1045 yılından itibaren Doğu Anadolu'daki son Ermeni prensliklerini de ortadan kaldırmış ve Ermeni halkını Çukurova bölgesine göç ettirmiştir.

      Böyle bir ortamda Türk-Ermeni münasebetleri; 1064 yılında Selçuklu Sultanı Alparslan'ın Kars-Ani bölgesini fethi ile başlamıştır. 1071 yılında Bizans İmparatorluğu'na karşı kazanılan Malazgirt Meydan Muharebesi sonucu Anadolu'nun "Türk Yurdu" haline gelmesi ile iki toplum birlikte yaşamaya başlamıştır.

      Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluklarının, geleneksel Türk Yönetim anlayışının temelini oluşturan "Hoşgörü", "Adalet" ve "Şefkat" prensiplerinden, diğer milletler gibi en geniş anlamda Ermenilerde yararlanmış sağlanan kültürel, sosyal ve ticari özgürlük ortamında zenginleşerek refah düzeyine ulaşmışlardır.

      Fatih Sultan Mehmet Han 1461 yılında, Bursa'dan İstanbul'a getirttiği Ermenilerin Ruhani lideri Hovakim'e "Ermeni Patriği"  ünvanı ile Ermeni toplumunun dini ve cemaat yönetimi hakkını da tanımıştır.

      Bu rahat ve huzur ortamı içerisinde Türkler ve Ermeniler arasında 19. asrın başlarına kadar hiçbir problem yaşanmamış, bu uyumlarından dolayı Ermenilere "Millet-i Sadıka" (Sadık Millet) denilmiştir. Böylece Osmanlı Devleti'nin son dönemlerine kadar çok sayıda Ermeni; Bakan, Milletvekili, Büyükelçi, üst düzey devlet yöneticiliği, uluslar arası görüşmelerde tercümanlık gibi krtik görevler üstlenmiş ayrıca, Osmanlı Ordusunda çok sayıda Ermeni subay muhtelif önemli görevlerde bulunmuştur.

      Fransız İhtilalinden sonra sanayileşen ve emperyalist politikalar uygulayarak "Şark Meselesi" adı altında Osmanlı Türk topraklarını ele geçirmek isteyen Rusya, İngiltere ve Fransa; Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu'daki Osmanlı vatandaşı olan azınlıkları kışkırtarak, bağımsızlık mücadelesine teşvik etmiştir.

      1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalanan Berlin Antlaşması'nın  61. maddesine; Ermeni patriği Nerses Varjabedyan'ın talebi, Rusların ve batılı devletlerin onayı ile "Ermenilerle meskun yerlerde ıslahatlar yapılması" konusunun eklenmesiyle "Ermeni Sorunu" ilk defa uluslar arası bir boyut kazanmıştır.

      Böylece, Osmanlı Devleti'ni parçalamak isteyenlerin her türlü desteğiyle Ermenilere önce, kilise ve okullarda Türk düşmanlığı aşılanmıştır. "1890'da Taşnak","1897'de Hınçak", adı verilen "Ermeni Terör Örgütleri" kurularak ülkenin her tarafında, Müslüman Türklere karşı terörist faaliyetler artarak devam etmiş, başta İstanbul olmak üzere, Anadolu'nun bütün şehirlerinde isyanlar çıkmış, binlerce masum Türk, Ermeni çetecileri tarafından katledilmiştir.

      I.Dünya Savaşı sırasında, özellikle Doğu Anadolu'nun her yerinde oluşturdukları çetelerle düşmanla işbirliği yaparak Türk ordularını arkadan vuran, ordunun ikmal kanallarına zarar veren, isyanlar çıkaran, masum halkı hunharca öldürerek "devletine ihanet eden" Ermenilern bu düşmanca faaliyetleri 27 Mayıs 1915'de çıkarılan "Tehcir Kanunu" (Zorunlu Göç) ile engellenmiştir.

      Bu kanun; kanunlara karşı gelen, silahlı faaliyet gösteren, casusluk yapan ve savaş bölgesinde yaşayan Ermenilere uygulanmıştır. Tehcire tabi tutulanların har türlü ihtiyaçları emniyetleri ve iskanları, devletin içerisinde bulunduğu imkan ve şartlar ölçüsünde sağlanmıştır. Savaştan sonra geri dönmek isteyenlere ise her türlü yardım ve kolaylık gösterilmiştir.

      Savaş sonunda yeniden Anadolu'ya gelen Ermeniler; Doğu, Güney ve Güneydoğu Anadolu'da katliama devam etmiş ve Türk ordusuna karşı savaşmıştır. Milli mücadele döneminde bir yandan işgalci devletlerle savaşılırken, diğer yandan da Ermenilerle mücadele edilmişitr.

      Nihayet, Doğu Anadolu'da Ruslarla işbirliği içerisindeki Ermeniler, 3 Aralık 1920 Gümrü Antlaşması ve 16 Mart 1921 Moskova Antlaşması ile kesin yenilgiyi kabul etmiş, Fransa ile 20 Ekim 1921'de imzalanan Ankara Antlaşmasıyla ise Güney Anadolu'daki Ermeni düşmanlığı sona ermiştir. 24 Temmuz 1923 tarihli "Lozan Antlaşması"yla da Ermenilerin azınlık statüsünde olması kabul edilmiştir.

      Ermeni sorunu, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan "Soğuk Savaş Dönemi"nde yeniden ortaya çıkmıştır. Sovyetler Birliği desteğindeki Ermeniler, NATO üyesi Türkiye Cunhuriyeti'nin istikrarını bozmak için "Büyük Ermenistan" yaratma hayali ile Ermeni meselesini yeniden canlandırmaya başlamıştır.

      1965 yılında; 24 Nisan'ın sözde Ermeni soykırım günü ilan edilmesi, Osmanlı Devleti'nin; düşmanla işbirliği yapan, isyanlar çıkaran ve masum insanları katleden Ermeni çetelerinin faaliyetlerinin durdurulması amacıyla 24 Nisan 1915 tarihinde vilayetlere genelge göndererek "Ermeni Komite merkezlerinin kapatılmasını, evraklarına el konulmasını ve komite elebaşılarının tutuklanmasını" istemesiyle, yurt çapında devlet aleyhine faaliyette bulunan 2345 kişinin tutuklanması olayıdır.

      1921-1923 yılları arasında Taşnak ve Hınçak örgütlerinin yaptığı saldırılarda hayatını kaybeden Talat Paşa, Cemal Paşa, Sait Paşa ile Bahaeddin Şakir Bey, Cemal Azmi Beyin öldürülmesinde olduğu gibi, "ASALA (Ermenistan'ın Kurtuluşu için Ermeni Gzili Ordusu) Ermeni Terör Örgütü militanlarının saldırıları sonucu 1973-1993 yılları arasında yurtdışında görevli 42 diplomatımız haince öldürülmüştür.

      ASALA Ermeni Terör Örgütü, 1993 yılında ülkemizde yaygın biçimde eylemlere başlayan Bölücü Terör Örgütüne sağladığı sınırsız lojistik destek yanında, örgüte katılarak Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı eylemlerde bulunan Ermeni militanlar vasıtası ile düşmanlık faaliyetlerine devam etmektedir.

      Bu arada 1994 yılından itibaren Ermeni terör örgütleri taktik değiştirerek, kanlı saldırılar yöntemini bırakmış, ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde faaliyet gösteren Ermeni Diasporası vasıtası ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne yönelik, asılsız sözde soykırım iddiaları şeklinde siyasi baskı politikaları uygulanmaya başlanmıştır.

      Bu "asılsız soykırım" iddialarının amacı; Türkiye'yi uluslararası ortamda yalnızlığa iterek bölgedeki etkinliği azaltmak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki bir kısım toprakları alarak ülkeyi parçalamak, sözde Büyük Ermenistan'ı kurmak ve Türkiye Cumhuriyeti'ni tazminat ödemeye mahkum etmektir.


    Yorumlar
 onur otay [ 07 Şubat 2010, Pazar ]
bu dusmanlıklar TURKIYE CUMHURIYETI nın buyuklugunu ve gucunu cekemeyenlerın oyunu......ulkemızı bolemıycekler ve bolemezler de....

1. 

    Yorum Yazın:
İsim:
E-Posta:
Mesaj:
 
Onay Kodu:


Tarihin Tanıkları 2009
Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 2.0 License. ©  



Dost Siteler :|İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti|