Konu Başlığı : Ben Milletimin Öğretmeniyim
Konu Özeti : Behçet Kemal, Ata'nın isteği üzerine kendisini betimleyen bir şiir yazmıştı. Bunda Atatürk'ün yiğitliği, zaferleri, devrimleri bir bir dile geliyordu. Fakat her zaman Behçet'e bol bol iltifat eden Atatürk, durakladı.. "Behçet olmamış.Benim asıl bir niteliğim var ki onu hiç yazmamışsın" dedi.
Yazan : Editor
Konu Tarihi : 23.11.2009 18:09:35

Mustafa Kemal Atatürk

      Atatürk, bir akşam sofrasında sık sık misafir ettiği Behçet Kemal'e dönerek: "Sen çabuk şiir yazarsın, şu içerideki odaya çekil, bende hangi nitelikleri görüyorsan hepsini anlatan bir şiir yaz" dedi. Behçet, hemen içeri odaya çekildi; aradan yarım saat geçti geçmedi bir büyük manzume ile döndü. Atatürk:"Oku bakalım!" dedi.Behçet, mısraların ses değerini vurgulayarak, o canlı ve sevimli okuyuşu ile manzumeyi söylemeye başladı.

       Bunda Atatürk'ün yiğitliği, zaferleri, devrimleri bir bir dile geliyordu. Fakat her zaman Behçet'e bol bol iltifat eden Atatürk, durakladı, yüzünde bir gölge dolaştığını hissettim. "Behçet olmamış.Benim asıl bir niteliğim var ki onu hiç yazmamışsın" dedi. Hepimiz şaşırmıştık. Bu yazılmayan niteliği ne olabilirdi? Atatürk, bizi fazla bekletmedi ve "Benim asıl niteliğim öğretmenliğimdir. Ben milletimin öğretmeniyim, bunu yazmamışsın." dedi.

Mustafa Kemal Atatürk

      Bir öğretmen olarak ve öğretmenin misyonuna inanmış birisi olarak heyecandan ve gururdan ağlayasım geldi. imkan olsaydı ellerine kapanmak isterdim. Öğretmene böyle bir yüce saygıyı en yüce bir ağızdan işitiyordum. Gerçekde bu idi. 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak bastığı zaman yapayalnız bir adamdı. Yapmak isteyip de gizlemek zorunda olduğu şeyleri düşündükçe bu yalnızlık heybetleşiyordu, Millet elbette ki her zamanki gibi mert ve fedakar bir milletti. Fakat millet bu "gök gözlü Paşa" nın İslamiyet'e ihanet edeceğini söyleyen cahillerin ve ajanların etkisi altında idi. Tek tük fertler dışında gerçek bir aydın tabakası da mevcut değildi. Bu "gök gözlü Paşa" yalnız hilafet ve saltanatı kaldırmayacak, dini yüzyıllardan beri içerisine düştüğü politika çamurundan çıkaracak, müspet bilimleri hayata egemen kılacaktı. Laik bir devlet kuracaktı. O günlerde memleketin yarısı yabancı işgali altında idi. Daha kötüsü ümitler sönmüştü ve çoğu insanlarımız bir büyük devletin himayesini aramakta idi. Böyle bir günde o, "Ya istiklal, ya ölüm!" dedi. Bu korkunç engelleri aşmak ve milletine yep yeni bir kimlik kazandırmak için sonsuz sabırda bir öğretmen olması gerekirdi. Neyi başarmışsa hep bu öğretmenliği sayesinde başarmıştı.

(Prof. Dr. Sadi Irmak'ın anılarından)


Tarih Kültür Sitesi - Tarihin Tanıkları
http://www.tarihintaniklari.com